24 Kasım 2014 Pazartesi

Fosil Yakıtların Çevreye Etkileri

Fosil yakıtlar, yeraltındaki tortulardan 100 milyonlarca yılda oluşan, kömür, petrol ve doğalgaz gibi yakıtlardır. Kömür, petrol ve doğalgaz yoğunlaştırılmış enerji kaynağı olarak yeraltından kolay çıkarılır ve nakledilir. Yandığı zaman kömür ve petrol, çevreyi çok fazla kirletir. Fosil yakıtlı santrallerden yılda milyonlarca ton kükürt ve azotoksit ile on binlerce ton kirletici parçacıklar meydana gelir ve bunlar atmosfere yayılır. Kükürt ve azotoksitler asit yağmuruna yol açarlar. Asit yağmurları ise bitkilerin, nehir ve göllerdeki balıkların ölümüne sebep olurkten, metal sanayi ürünlerine de zarar verirler. Azotoksit, ozon tabakasının incelmesine ve delinmesine yol açar. Ozon tabakası, ultraviyole (mor ötesi) ışınları soğurarak biyosferi korur, stratosferi ısıtır. Ozon tabakasının incelmesinin insan sağlığına, ekolojik sisteme ve ekonomiye büyük zararları vardır. Fosil yakıtlardan bol miktarda CO2 yayılması olur. CO2 atmosferde sera etkisi yaratır, yani CO2 güneşten gelip yere ulaşan ve tekrar yükselen ışınları dünyaya geri yansıtır. Son zamanlarda havadaki kirletici gazların artışı; bölgesel yağışlarda belirgin farklılık, deniz yüzeyinin 10 ila 20 cm. arasında yükselmesi, hava ve okyanusların uzun süreli ortalama sıcaklığında artışlar, tropik bölgelerde buharlaşmanın artması ve buzulların erimeye başlaması gibi değişikliklere yol açmaktadır.

Fosil yakıtlardan dolayı yayılan diğer gaz ve parçacıklar ise, solunum yolları hastalıklarına, kanserlere ve erken ölümlere sebep olmaktadır. Ayrıca, kömür dumanlarında da radyoaktivite mevcuttur. Hatta termik santraller, nükleer tesislerden daha fazla radyoaktivite yayarlar.

Dünyanın tüm enerji ihtiyacının % 85 kadarı kömür, petrol, doğalgaz, bitümlü şist gibi fosil yakıtlardan üretilmektedir. Türkiye’deki elektrik üretiminin % 65’i fosil kaynaklı; % 35’i ise, hidrolik kaynaklıdır.

Fosil yakıtların bir başka problemi de mevcut rezervlerin bitiyor olmasıdır. Halen dünyamızda 700 milyar varil petrol rezervi mevcut olup, yıllık tüketimse 2 milyar varildir. Bu durumda 2020 yılına kadar petrol mevcuttur. Kömür rezervi 300 yıl, doğalgaz rezervi de 50 yıl yetecek kadardır.

Nükleer enerjinin temelini oluşturan uranyum da yenilenemeyen bir enerji kaynağıdır ve fosil denen klasik yakıtların tersine parçalanabilir bir yakıt türüdür.

23 Kasım 2014 Pazar

Enerji ve Enerji Kaynakları

Maddelerin yapısında var olan çeşitli şekillerde (yanma, düşme, sürtünme, hareket etme vb.) açığa çıkan güç. Fiziksel anlamda, hareket ettirici güç demektir.

Enerji, mekanik (potansiyel, kinetik), ışık, elektriksel, manyetik, kimyasal, hidrolik, nükleer enerjiler diye ayırt edilmektedir.

Kullanılan Enerji Kaynakları


Dünyada mevcut enerji kaynakları şu şekilde incelenebilir. Kömür, petrol, elektrik, ticari olmayan kaynaklar olarak da tanımlanan odun, hayvan ve bitki artıkları, konvansiyonel kaynaklar grubuna; jeotermal, biogaz, güneş enerjisi ise yeni ve temiz enerji kaynakları grubuna girmektedir.

Kömür


Enerji kaynaklarının belli başlılarından olan kömür, faydalı özelliği yanında çevre sorunları bakımından da
insan sağlığına ve çevreye olumsuz etkileri hayli fazla bir maddedir. Ancak gene de insan yaşamına olan katkısı
dolayısıyla ve alınabilecek bazı tedbirlerle zararlarının azaltılması mümkün olduğundan kömür önemini
koruyabilmektedir.

Kömür, havanın serbest oksijeni ile doğrudan doğruya yanabilen % 55 ila % 90-95 oranında karbon ihtiva eden organik kökenli kayaçtır. Türkiye'de bulunmuş taşkömürü rezervi sınırlı bir havza içerisinde olup, üretim imkanları kısıtlıdır. Buna karşılık linyit kaynakları, ülkenin her tarafına yayılmış durumdadır. Genellikle düşük kalorili, karbon değeri düşük olan bu linyitler çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.

Petrol


Petrol kullanımı sırasında ortaya çıkan gazlar sebebiyle hava kirlenmesi doğacağı gibi, ısınma
tesislerinde yakılan akaryakıtın içindeki kükürt ve kurşunun meydana getirdiği hava kirliliği önem taşımaktadır.
Ham petrolün içinde yüzlerce madde bulunur. Bunlardan en çok bulunanlar, hidrokarbonlardır. Hidrokarbonlardan başka çok düşük oranlarda azot, kükürt, oksijen ve bazı metaller de yer alır.

Petrolün üretimi, rafinajı, taşınması ve kullanımı sırasında çeşitli yollarla kirlenmeler meydana gelmektedir.

Üretim sırasında petrolün meydana getirdiği kirlenmenin en önemlisi denizlerdeki üretim ve taşıma sırasında fırtına vs. gibi nedenlerle meydana gelen kazalar neticesinde petrolün denize akması sonucu kirlenmelerin oluşmasıdır.
Rafinaj sırasında hava ve su kirlenmesi meydana gelmektedir. Bunun önlenmesi için çeşitli tedbirler alınması gerekmektedir.

Elektrik


Elektrik enerjisi; termik, hidrolik, jeotermal ve nükleer kaynaklı olarak üretilmektedir.

Odun, Tezek ve Bitki Artıkları


Odun, ateşin keşfi ile insanlar tarafından kullanılmaya başlanan en eski klasik enerji kaynağıdır. Karalar yüzölçümünün % 30'unun orman alanı olduğu tahmin edilmektedir. Ancak, odunun yakacak olarak kullanılması ormanlık sahaları yokedici olması çevre problemleri açısından dikkat çekicidir.

Tezek, birçok ülkenin kırsal kesiminde eskiden beri tüketilen önemli bir enerji kaynağıdır. Gerekli önlemler alınmadığı taktirde tarım için son derece önemli olan gübrenin ısınma amacıyla kullanılması devam edecek, bu da gelir kayıplarına sebep olacaktır.

Ayrıca; fındık kabuğu, pirinç, ayçiçeği kabuğu, mısır koçanı gibi bitki artıkları ısınma amacıyla kullanılmaktadır.
Enerji Kaynakları

Alternatif Enerji Kaynakları


Jeotermal Enerji


Yeryuvarlağının derinliklerinde ısınarak, kaynar halde yeryüzüne ulaşan sıcak ya da kaynar sular, konutların ısıtılmasında kullanılmaktadır. Sondajlar yoluyla yeryüzüne çıkarılan ve kaynama derecesinin üstünde sıcak, çoğunca da buhar şeklinde olan kaynaklardan ise, bir buhar türbünü aracılığı ile elektrik enerjisi üretilmektedir. Dünya jeotermal enerji rezevinin 5 x 1020 ton taşkömürüne eşdeğer olduğu tahmin edilmektedir.

Türkiye'de 1962'den bu yana MTA tarafından yapılan çalışmalar sonucunda, Türkiye'nin zengin jeotermal enerji kaynaklarına sahip olduğu anlaşılmıştır. Özellikle; Batı Anadolu'da (Denizli - Kızıldere, İzmir - Seferihisar, Aydın -Germencik, Çanakkale - Tuzla, Afyon - Gerek, Manisa, Balıkesir, Kütahya-Simav) ve Orta Anadolu'da (Kızılcahamam - Kozaklı) dolaylarında enerji imkanı görülmüştür.

Yağmur, kar, deniz ve  magmatik suların yeraltındaki gözenekli ve çatlaklı kayaç kütlelerini besleyerek oluşturdukları jeotermal rezervuarlar, yeraltı ve reenjeksiyon koşulları devam ettiği müddetçe yenilenebilir ve sürdürülebilir özelliklerini korurlar. Kısa süreli atmosferik koşullardan etkilenmezler.

Ancak, jeotermal rezervuarlardan yapılan sondajlı üretimlerde jeotermal akışkanın çevreye atılmaması ve rezervuarı beslemesi bakımından, işlevi tamamlandıktan sonra tekrar yeraltına gönderilmesi (reenjeksiyon) zorunludur. Reenjeksiyon birçok ülkede yasalarla zorunlu hale getirilmiştir.

Güneş Enerjisi


Bilindiği gibi Güneş, enerji kaynaklarının en güçlüsüdür. Yüzey sıcaklığı 6000 °C dolayında bulunmakta ve uzaya muazzam bir elektromanyetik dalgalar topluluğu, yani radyasyon yaymaktadır. Güneş radyasyonunun dünyaya sağladığı enerjiyi, tam olarak hesaplamak oldukça zordur. Yeryuvarlağı her yıl güneşten 700 trilyon Mwh. değerinde bir enerji sağlanmaktadır. Bu değerin, 122 trilyon ton taşkömürüne eşit olduğu ileri sürülmektedir.

Güneş enerjisinden; bina ısıtılması ve sıcak su elde edilmesinde, su distilasyonu ve kurutmada, güneş fırınlarında, havalandırma sistemlerinde, doğrudan elektriğe dönüştürülerek enerji elde edilmesinde ve hidrojen üretiminde yararlanılmaktadır.

Rüzgar Enerjisi


Rüzgar gücü, bilindiği üzere güneş enerjisinin dolaylı bir şeklidir. Bu güç, yeryüzünün her bölgesinin eşit bir şekilde ısınmayışı ve buna bağlı olarak oluşan alçak ve yüksek basınç merkezlerinin karşılıklı ilişkisinden doğar. Rüzgar enerjisi için 5 m/sn'nin üstünde bir rüzgar hızı gerekir. Bu enerji kaynağı için gerekli tesisler, bağımsız olarak rüzgârın bulunduğu her yere kurulabilmektedir.

Biomas ve Biogaz


Biomas tabiri daha ziyade bitkisel ürünlerin, hayvan ve orman artıklarının, tropik çayırların, şehir ve endüstri artıklarının çevrimi yoluyla enerji elde etme metodudur. Bu teknolojinin alt grubu olarak bazı ülkelerde tezekten biogaz elde edilmekte ve bu ısınmada ve aydınlatmada kullanılmaktadır.

Biogaz metotları ülkemizde yeteri kadar gündeme gelmemiştir. Ancak, bunların bir alt bölümü olan ve daha ziyade gelişmekte olan ülkelerce tatbikatına geçilmektedir.

Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalar neticesinde bir sığırın 10 kg. tezeği olacağı ve bundan günde 0.6 metreküp biogaz elde edileceği ve biogazın metreküpünün 6.4 kwh. enerji verebileceği dikkate alınırsa, bir hayvandan elde edilebilecek enerjinin 4 kwh. olacağı hesaplanmıştır.


Konuyla ilgili olarak Yenilenebilir Enerji Kaynakları konusuna da bakmanızı tavsiye ederim.

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Atabey ve Atabeylikler

Selçuklu prensleri bir eyalete vali olarak gönderildiklerinde, yanlarına oğuz boylarından bilgili, deneyimli ve değerli kişiler verilirdi. Atabey adı verilen bu kişiler, merkezi otoritenin zayıflaması üzerine bulundukları bölgenin askeri gücüne de dayanarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu oluşuma Atabeylik adı verilirdi.

Atabeylikler ve Kuruldukları Yerler



Börililer (Şam Atabeyliği) (1128-1154)



1. Selçuklu Atabeylerinden Tuğ Tekin Haçlılara karşı başarılı mücadelelerinden dolayı önemli bir devlet adamıdır.
2. Tuğ Tekin ölümünden sonra oğlu (1128) Tacü'd-din Böri tahta geçti. Önce Batiniliğin bir kolu olan İsmaillerle uğraştı. Şam'ı, İsmaillilerden kurtardı.
3. Böri'nin yerlerine geçen Atabeyler Musul'daki Zengilerle iyi geçinerek varlıklarını korumaya çalıştılar. 1154 yılında Musul Atabeyi Nureddin Mahmut Zengi tarafından Şam ele geçirildi. Böylece Şam Atabeyliği yıkıldı.

Zengiler (Musul, Sincar, Haleb Atabeyliği) (1127-1259)



1. Irak Selçuklu hükümdarı Mahmut tarafından Musul valisi olarak atanan (1127) İmameddin Zengi Cizre Kalesi'ni, Nusaybin'i, Sincar ve Harran'ı aldı. Haleb'i kendisine bağladı. Kuzey Irak'tan Akdeniz'e kadar uzanan bir devlet kurdu.

• İmameddin Zengi'nin başlıca amacı Suriye'deki Frank iktidarına karşı bir İslam birliği oluşturmaktı.

2. Antakya'yı Haçlı prensliğinin elinden aldı. Kudüs Kralı'nı mağlup etti (1137). Urfa'yı ele geçirerek Frank Kontluğunu ortadan kaldırdı (1144).

• Bu olay II. Haçlı Seferi'nin başlamasına yol açmıştır.

3. Şam Atabeyliğini kendilerine bağladıktan sonra Fatimi Devleti'nin Suriye'deki egemenliğine son vermişlerdir.
4. 1186'da Eyyubi egemenliğine girmişlerdir. Daha sonra bütün bölge İlhanlı Devleti tarafından işgal edilmiş ve bölgedeki Zengi egemenliği sona ermiştir. (1259)

Salgurlular (Fars Atabeyliği) (1147-1284)



1. Selçukluların başlangıcından beri İran'ın Fars bölgesinde yaşayan Oğuz beyi Salgur tarafından bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. (1147). Başkentleri Şiraz kentiydi. Sungur'un ölümünden sonra oğlu Zengi Irak Selçuklu Devleti'ni tanımak zorunda kalmıştır.
2. Devlet 1284 yılında siyasi etkinliğini yitirmiştir.

İl-Denizliler (Azerbaycan Atabeyliği) (1146-1225)



1. İl Deniz Atabeyliği'nin merkezi Tebriz kentidir. Nahcıvan ve Gence buraya bağlıdır.
2. İl Deniz'in kardeşi Osman kendisini 1191 yılında Irak Sultanı ilan etmiştir.
3. Celaleddin Harzemşahın Tebriz'i işgal etmesiyle Atabeylik sona erdi (1225). Arkasından ülke Moğollar tarafından istila edildi.

Beg-Teginoğulları (Erbil Atabeyleri) (1146-1232)



1. Erbil merkez olmak üzere kurulan devlettir. Şehrizor, Hakkari, Sincar ve Harran'a egemen olmuşlardır.
2. Erbil Atabeyi Zeynü'd din Ali, küçük topraklarını Musul Atabeyliği'ne bırakmıştır. Daha sonra egemenlik alanları olan toprakları Abbasi hilafetine bırakmışlardır.

8 Temmuz 2014 Salı

Irak, Horasan, Kirman, Suriye Selçukluları

Irak ve Horasan Selçukluları (1119-1194)



1. Irak Selçuklu Devleti, başkenti Merv olarak kuruldu. Kurucusu Sultan Mahmut'tur.
2. II. Tuğrul ve Mesut dönemleri iç karışıklıklarla geçti. Bu mücadeleler yüzünden devlet iyice zayıfladı. Sultan III. Tuğrul döneminde iktidar Musul, Azerbaycan ve Fars atabeylerinin eline geçti.
3. 1194 yılında Irak ve Horasan Selçukluları devleti yıkıldı ve bu toprakları Harzemşahlar ele geçirdi.


Kirman Selçukluları (1048-1187)



1. Sultan Kavurd, Kirman bölgesine gelerek Büveyhoğullarının egemenliğindeki Kuzey Kirman'ı 1048 yılında ele geçirdi. Böylece Kirman Selçuklu Devleti kuruldu.
2. Kavurd Bey, Alparslan'ın ölümünden sonra Büyük Selçuklu Devleti'nin topraklarını ele geçirmeye çalıştı. Ancak başarılı olamadı.
3. II. Turan Şah döneminin (1177-1183) en önemli olayı Oğuzların Horasan'dan Kirman'a gelmesidir. Oğuzlar bölgeyi yavaş yavaş ele geçirmeye başlamışlardır.
4. Oğuzlardan Melik Dinar saltanat kavgalarından yararlanarak Kirman Selçuklu Devleti'ni ortadan kaldırmıştır. (1187).

Suriye Selçuklu Devleti (1069-1118)



1. Bugünkü Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail devletleri toprakları üzerinde kurulmuştur.
2. Sınırları Fatimi devletinin egemenlik alanlarına doğru genişlemiştir.
3. Suriye Selçukluları özellikle Atsız döneminde Suriye ve Filistin'in önemli kentleri olan Şam, Kudüs, Taberiyye, Trablus, Sursayda, Akka, Banyas, Gazze ve Rif'i ele geçirmişlerdir.
4. Tutuş devrinde ise Beyrut, Haleb, Elcezire, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak, Azerbaycan, Hamedan devletin sınırlarına katılmıştır.
5. Tutuş öldükten sonra Suriye Selçuklu Devleti başkentleri Haleb ve Dimşak olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Haçlılarla yapılan mücadeleler sonucunda kent devletleri konumuna düşmüşlerdir. 1105'te Dimşak Selçuklu Devleti, 1118'de Haleb Selçuklu Devleti yıkılmıştır.

6 Temmuz 2014 Pazar

Büyük Selçuklu Devleti (1038 - 1194)

a) Tuğrul, Çağrı ve Musa Yabgu Büyük Selçuklu Devleti'ni birlikte yönettiler. Çağrı Bey Merv kentini üs edinerek, Gaznelileri Horasan'dan çıkardı. Karahanlıları yenerek başarılı bir antlaşma yaptı. Ordu komutanı olarak doğu tarafların yönetimi kendisinde kaldı. Tuğrul ve Çağrı Beylerin amcaları Musa Yabgu da Herat'ı merkez yaparak Sistan taraflarını Selçuklular'a bağladı. Tuğrul Bey ise batı yönündeki fetihleri üstlendi.

• Dikkat edilirse üç Selçuklu lideri devleti birlikte yönetmeye başlamışlardı. Devletin yönetiminde merkezi otoriteden çok, Federal yönetim ağırlıklıdır. Ayrıca üç liderin birlikte yönetmeleri de Türk geleneğindeki ortak malı bölüşme uygulamasına da aykırıdır.

b) Anadolu'da ilk fetihler, Aslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış tarafından gerçekleştirilir. Doğu Anadolu ve Azerbaycan'da bazı yerler alınır.

Bizans - Gürcü kuvvetleriyle Erzurum yakınlarında Pasinler Ovası'nda savaşılır (1048). Pek çok esir ve ganimet alınır. Bu savaştan sonra Türk akınları Van Gölü yakınlarından Trabzon'a kadar yayılır. Bizans İmparatoru esir alınan Gürcü kralını kurtarmak için İstanbul'daki caminin onarılmasını Abbasi Halifesi ve Tuğrul Bey adına hutbe okutulmasını kabul etti.

• Türklerin Anadoluya yerleşme projelerini netleştiren gelişme 1048 Pasinler Savaşı'dır.

c) Tuğrul Bey'in hükümdarlığı sırasında Abbasi Halifeliği güçsüzdü. Abbasi Devleti kuzeyden Bizans, batıdan Mısır yönünden Şii Fatımi ve güneyden Şii Büveyhoğullarına karşı, Tuğrul Bey'den yardım ister (1055). Selçuklular bu tehlikelerden Abbasi Halifesini kurtarmışlardır. Halife bu gelişme üzerine Tuğrul Bey'e "Doğu'nun ve Batı'nın hükümdarı" ünvanını vermiştir. Ayrıca her tarafta adına hutbe okutulmasını istemiştir. Artık bütün İslam dünyası, Selçukluların koruyuculuğu altındadır.

• Sultan Mahmud'dan beri Türkler, İslam dünyasının koruyuculuğunu sürdürmektedirler. Artık Selçuklu Devleti çok uluslu bir devlettir.

d) Tuğrul Bey 1063 yılında hastalanarak ölünce vasiyeti üzerine çocuğu olmadığı için Çağrı'nın büyük oğlu Süleyman tahta geçmiştir. Ancak Alparslan bir ayaklanmayla Sultanlığı ele geçirecektir. Vezirliğe ise İran'lı Nizamülmülkü getirecektir. (1063 - 1072)

• Büyük Selçuklu Devleti, İran'da, yerleşik İran kültürü üzerine kurulmuştur. İran halkının yönetimini kolaylaştırmak ve kendilerine bu halkı yakınlaştırmak için Gülam adında bir askeri sistem geliştirdiler. Benzeri, "Kölemen" olarak Abbasilerde de vardı. Küçük yaşta toplanan İranlı çocuklar yetiştiriliyor ve yeteneklileri vezir ve valilik gibi önemli görevlere getiriliyordu. Bu sistemin olumlusuz yanı ise Türkmenleri küstürerek ayaklanmalarına neden olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Yeniçeri Ocağı bu sistemin benzer şekilde devamıdır.

e) Alparslan zamanında İran'a çok sayıda Türkmen gelmişti. Bunlar Anadolu'ya gönderildi. Kendisi de ordularıyla Ani'ye (Kars) girerek, burada Bizans'a bağlı Vaspuragan Ermeni Krallığı'nı yıktı. Bu, tarihteki ilk Türk Ermeni ilişkisidir (1064).

f) Alparslan 1064'te Rey'dep Azerbaycan'a hareket etti. Ani Kalesi'ni aldı. Ahlat'ı üs olarak kullanılıp Anadolu fetihlerine devam etti. Alparslan 1070 yılında Malazgirt ve Erciş'i aldı. Güneye inip Haleb'i ele geçirdi.

g) Anadolu'daki Türkmen akınları Alparslan zamanında artınca, Bizans İmparatoru Romen Diyojen büyük bir orduyla Doğu Anadolu'ya hareket eder. 200.000 kişilik orduya sahip olan imparator, 40 - 60. 000 kişilik Alparslan'ın ordusuyla Malazgirt Ovası'nda karşılaşır (1071) ve ağır bir yenilgiye uğrar.

Malazgirt Savaşı hakkında detaylı bilgi ayrı bir başlıkta verilmiştir.

h) Alparslan'ın ölümünden sonra, oğlu Melikşah, sultan olur (1072 - 1092). Bu dönemde, Nizamülmülk vezirliğine devam eder. Abbasiler tarafından başlatılan medrese öğretimi Hemedan, Rey, İsfahan ve Merv gibi şehirlerde "Nizamiye Medreseleri" adıyla yaygınlaştırılır. Fatimiler adına yetiştirilen ve Selçuklu Devleti'ni içerden terör yoluyla yıkmaya çalışan "Batinîlik" hareketiyle mücadele edilir.

• Batinilik Hareketi Şiilerin başlattığı bir dinsel hareket gibi görünse de siyasal boyutludur. Fatimi Devleti savaşlarla kıramadığı Selçuklu egemenliğini sona erdirebilmek amacıyla medreselerde yetiştirdiği "Daî = Fedai" ile ilk defa terörizmin okullarda eğitilmesi olayını başlatmıştır. Bu harekette, uyuşturucu kullandırarak fedailerin yalancı cennete götürülmesi ve böylece etki altına alınması önemlidir. Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında önemli bir etken de Batınîlik'tir.

i) Melikşah adına Takvim - i Celali düzenlenmiştir. Bu takvim güneş yılına dayalıdır.
k) Haleb ve Antakya'yı ele geçiren Melikşah Akdeniz'e uluşarak fetihlerini tamamlamıştır.
I) Melikşah'ın 1092'de ölümüyle, Türk geleneği işlemeye başlamıştır. Berkyaruk ve Mehmet Tapar, arasında taht kavgaları başlayacaktır. Melikşah'ın oğullarından Horasan valisi Sencer, taht kavgalarında yer almaz. Böylece 1117 yılına kadar Fetret Devri diyebileceğimiz bir taht kavgasıyla ülke çalkalanır. Taht kavgalarını sona erdiren Sultan Sencer'dir.

• Türk tarihinde üç önemli "Fetret Devri" yaşanmıştır.

1- Melikşah'ın ölümünden, Sencer'ln Sultan olmasına kadar geçen dönem (1092 - 1117)
2- Kösedağ Savaşı'ndan, Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına kadar geçen dönem (1243 - 1308),
3- Ankara Savaşı'ndan, Mehmet Çelebi'nin Osmanlı padişahı oluşuna kadar geçen dönem (1402 - 1413)

Bu dönemler sıkıntılı dönemlerdir. Taht kavgaları; iç çalkantılar, ayrılık ve bölünmeleri getirir. Ülke içerde bu durumdayken, dış saldırılar da ülkenin birlik ve bütünlüğünü tehdit eder.

m) Melikşah'ın ölümü ile başlayan bu taht kavgaları sırasında, Türk - İslâm toplumu batıdan Haçlı tehlikesiyle karşılaşır. İslâm dünyasının lideri olan Büyük Selçuklu Devleti, bu nedenle bu savaşlarla ilgilenemez.
n) Sultan Sencer zamanında İslâm dünyası için, batıda Haçlı Seferleri büyük bir tehlike olarak devam ederken; bu defa Moğol Karahitay tehlikesi baş göstermiştir. 1141 Katvan Savaşı Karihataylı'ların üstünlüğü ile sonuçlanır. Katvan Savaşı Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında etkili olur.
o) 1153 yılında Oğuzlar'ın ayaklanması sonucu, Sencer esir alınır. Böylece Türkler'in kurduğu Büyük Selçuklu Devleti yine Türkler tarafından yıkılmış olur. Sencer 1157'de ölünce bu devlet sona erer.
p) Büyük Selçuklu Devleti; doğuda Seyhun Irmağı, batıda Akdeniz ve Marmara Denizi; kuzeyde Kafkas Dağları, güneyde Mısır ve Basra Körfezi'ne kadar sınırlarını genişletmiştir.
r) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun bu kadar geniş sınırlara ulaşmasında, her şeyden önce güçlü, inançlı ve iyi yetişmiş bir orduya sahip olması etkilidir. Ancak uzun süre yaşamamasının birtakım nedenleri vardır.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun Uzun Süre Yaşamamasının Nedenleri


a) Türk gelenekleri gereği taht kavgalarının sık sık görülmesi
b) Ülkede merkezi otorite zayıflayınca, Atabeyler'in bağımsızlıklarını ilân etmeleri
c) Batınîler'in ve hareketin lideri Haşan Sabbah'ın çalışmaları
d) Abbasiler'in siyasal güç elde etmek için, Melikşah'ın ölümünden sonra çocuklarını taht kavgalarına sürüklemeleri
e) Haçlı seferlerinin yarattığı sarsıntının dağılışı hızlandırması
f) Türkmenlerin küstürülmeleri

• Melikşah ve Nizamülmülk'ün oluşturduğu "divan", Osmanlı Devleti'ne örnek olacaktır.

s) Bazı çiftçi aileleri, devlete ait işledikleri toprak için ödeyecekleri vergiyi, gene devletin gösterdiği askere veya sivile verirlerdi. Böylece hazineden para çıkmadan çeşitli görevlilerin maaşı ödeniyordu. Bu çeşit topraklara ikta denir. İkta sahibi topraklarının bir bölümü için atlı asker beslerdi. İktalar Osmanlılardaki dirlik arazilerinin oluşturulmasına etki edecektir.

• Selçuklularda hükümdar çocukları veya akrabaları, bir eyalete vali olarak gönderilince, yanlarına atabey denilen bilgili tecrübeli ve güvenilir bir kimse görevlendirilirdi. Atabeyler Türk asıllıdır. Böylece şehzadenin yetişmesi sağlanırdı. Benzer uygulama Göktürklerden geçmiş ve Osmanlılar döneminde lala olarak devam etmiştir.

Bu uygulamanın zararları: Seçkin kimseler olan Atabeyler, merkezde zayıf bir hükümdarın varlığından veya taht kavgalarından yararlanarak, bulundukları bölgelerde bağımsız devletler kuruyorlardı. Musul, Halep ve Artukoğulları en ünlü Atabeyliklerdir.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Malazgirt Savaşı

Malazgirt Savaşı'nda Alparslan, az bir kuvvetle büyük bir orduyu yenmiştir. Bu zaferde çeşitli faktörler etkili olmuştur.

Malazgirt Savaşı'nın Kazanılmasında Etkili Faktörler


a) Bizans ordusunun Ermeni, Gürcü, Frank, Norman, Rus, Uz ve Peçenek gibi değişik uluslardan oluşması.

b) Bizans ordusunun disiplinden yoksun oluşu.

c) Bizans ordu ve komutanlarının, Anadolu'daki Türkmen akınlarından moralleri bozuk olarak çıkmaları,

d) Uz ve Peçenek'lerin savaş sırasında soydaşlarının yanına geçerek, Bizans ordusunda panik yaratmaları.

e) Türk ordusunun yüksek moralde olması ve ne için savaştıklarını bilmeleri.

f) Türk komutanların deneyimli ve yetenekli olması,

g) Halifenin destekleyici hutbesinin, Türk askerlerinin morallerini yükseltmesi.

h) Alparslan'ın savaşı cuma namazından sonra başlatarak savaşta ordunun cihad arzularını yüksek tutması,

ı) Alparslan'ın ordularını güzel bir konuşmayla etkilemesi ve askerlerinin önünde savaşa katılması.

• Uz ve Peçenek Türkler'inin Hıristiyan olmalarına rağmen, din duygularından çok; soy duygularıyla hareket etmeleri önemli bir gelişmedir.

Malazgirt Savaşı'nın Sonuçları


a) Türklere Anadolu kapılarını açarak, Türkiye Tarihini başlatmıştır.

b) Anadolu'da ilk Türkmen beylikleri kurulmuştur.

- Saltuklar (1072 - 1202)
- Mengücekoğulları (1072 -1277)
- Çaka Beyliği (İzmir) (1086 - 1095)
- Artukoğulları (Hasankeyf, Mardin, Diyarbakır 1098 - 1408)
- Danişmentliler (1071 -1177)

• Alparslan savaştan sonra ordusunu dağıtmış ve komutanlarına da Anadolu'da fetih yapmalarını ve fethettikleri toprakların kendilerine ait olduğunu söylemiştir. İşte Malazgirt Savaşı'ndan sonra feodal nitelikli Türk beylikleri Anadolu'da böyle kurulmuştur.

c) İslam dünyası üzerindeki Bizans baskısı tamamen ortadan kalkmıştır.

d) Haçlı Seferleri'nin başlamasına neden olmuştur.

• Ortodoks Bizans Katolik Avrupadan ilk kez yardım talebinde bulunmuştur.

e) Anadolu Selçuklu Devleti'nin ve ardından Osmanlı Devleti'nin Anadolu'da kurulmasına ortam hazırlamıştır.

f) Anadolu'nun Türkleşmesinin, kısa sürede tamamlanmasını sağlamıştır.

g) Doğu-Batı ticareti Türklerin kontrolüne girmiştir.

Malazgirt Savaşı, Türk tarihindeki önemi açısından ayrı bir başlık altında verilmiştir. Büyük Selçuklu Devleti konusunu okumak isteyebilirsiniz.

4 Temmuz 2014 Cuma

Oğuzlar ve Selçuklu Devletinin Kuruluşu

Oğuzlar Türklerin en büyük koludur. İslâmiyetten önce de sonra da birçok devlet kurmuşlardır. Oğuzların büyük bir kısmı Göktürkler yıkılınca, Talaş Irmağı boylarına yerleştiler. Daha sonra bölgeye Karluk ve Yağma boyları gelince, Oğuzlar Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki bozkıra yerleştiler. En çak Hazar Türkleri ve Maveraünnehir halkıyla ilişki kurdular. Burada Oğuz Yabgu Devleti'ni oluşturdular.

Araplar, Oğuzlar'a Guz, Bizanslılar Uz diyorlardı. İslamiyeti kabul eden Oğuzlara Türkmen denmiştir. Anadolu'da da Türkmen sözü kullanılmışsa da, hala göçebe hayat yaşayanlara Yörük denilmektedir.

Oğuzların 24 boyluk teşkilat yapısını İrkil Hoca diye anılan bir Türk ulusu yapmıştır. Uçoklar 12 boy ve Bozoklar da 12 boy olmak üzere 24 boydur.

Selçuklu Devleti'ni kuracak olan Kınık Boyu'nun boy beyi Dukak Bey, Oğuzlar Yabgusu'nun ordu komutanıydı (Subaşı). Daha sonra Dukak'ın oğlu Selçuk aynı görevi yürütür.

Selçuk Bey, Yabgu'yu devirip yerine geçmek isteyince, ortaya çıkan anlaşmazlık sonucunda boyunu alarak, Seyhun Irmağı'nın doğusundaki Cend şehrine yerleşmiştir. Burada İslamiyeti kabul ettikten sonra henüz İslamiyeti benimsememiş olan Oğuzlar'a karşı halkı kışkırtacaktır ve vergi almaya gelen Yabgu'nun tahsildarını kovarak İslamiyeti benimseyen Türkleri kendi yanına çekecektir. Karahanlı ve Gazneliler'le savaşan Samanoğulları, Selçuk Bey'e ve Kınık boyuna Buhara Çakınlarındaki Nur kasabasını vermişlerdir. Samanoğulları 999 yılında yıkılınca, toprakları Karahanlı ve Gazneliler arasında paylaşılmıştır. Selçuk Bey ve boyu bu durumdan rahatsız olacaklardır. Selçuk Bey 107 yaşında ölmüştür (1009).

Bundan sonra Oğuzlar, Selçuk Bey'in oğlu Arslan Yabgu ile torunları Tuğrul ve Çağrı Beylerin etrafında toplandılar. Gazneli Sultan Mahmud, bunları tehlike gördüğünden, bir ziyafet bahanesiyle Arsan Yabgu'yu öldürttü.

Tuğrul ve Çağrı Beyler Gazneli Mesud zamanında Nişabur'a girerek burada kendi adlarına hutbe okutarak, ilk kez bağımsızlıklarını ilan ettiler (1038). Bu durumun ortadan kaldırılmasını düşünen Gazneli Mesud, ordularıyla Merv ile Serahs şehirleri arasındaki Dandanakan'da Tuğrul ve Çağrı'nın ordularını karşıladı. Ustaca manevralara dayanamayan ordusu kısa sürede dağıldı (1040). Bu tarihten sonra Selçuklular Horasan, Toharistan ve Cürcan'ı da Gaznelilerden aldılar. O zamanlar Ön Asya'da yi bir yönetim yoktu. Selçukluların adaletli yönetimleri İran ve Azerbaycan'ın da ellerine geçmesini sağladı. Tuğrul Bey başkentini Nişabur'dan Rey kentine taşıdı.

• Dandanakan savaşından sonra Selçuklular genişleyerek büyük bir imparatorluk kurarken Gazneliler zayıflatmaya başlamış ve sonuçta yıkılmışlardır.